|
Bir
çok kişi bu söze yanlış mana vererek, ‘küçük işlerle uğraşma, büyük
işler yap’ şeklinde yorumlar ve korkunç bir yanlışa sürüklenir. Sığ
denize giren bir insanın beline kadar bile gelmeyen suyun içinde
boğulması gerçekten çok saçma ve gülünç bir durumdur. Yüzme bilmeyen
birisinin de metrelerce derinliğin olduğu kıyıya uzak bir yerde
boğulması normaldir, hatta kaçınılmazdır. Burada sorulması gereken soru,
yüzme bilmeyen bir kişinin bu kadar derin yerde ne işi olduğudur. Bunun
intihardan farksız olduğunu herkes takdir eder.
Ortaokul yıllarımda
arkadaşlarla çaya yüzmek için giderdik. Çay genelde yüzülemeyecek kadar
sığdı. Ancak, bir bölümü çakıl çıkarmak amacıyla iş makineleriyle
kazılmış olduğundan birkaç adam boyunda bir çukur oluşmuş, yüzmek için
ideal bir yer haline gelmişti. Arkadaşlarımızdan biri yüzme
bilmediğinden onu derin yere gelmemesi sığ yerde kalması için sık sık
uyarıyorduk. Bazıları da yüzme bilmediği için onunla dalga geçiyordu.
Benim çok samimi bir dostum olduğundan bir delilik yapar, arkadaşlara
kızıp kendini derin yere atar diye gözüm sürekli ondaydı. Bir an orada
olduğunu unutmuşum, arkamı döndüğümde arkadaşımı derin yerde suya batıp
çıkarken ve çırpınırken gördüm. Allah’tan yakınındaydım ve hemen iki
kişi yanına gidip kıyıya çıkardık. Biz olmasaydık su onun bu hatasını
affetmeyecekti.
Teşbihte
hata olmaz, küçük çaplı iş yapan birisinin bunu bile beceremeyerek
iflas etmesi beline kadar battığı suda boğulmaya benzer. Hani çok büyük
bir iş yapıp ta batsa bir derece mazurdur gibi düşünülebilir. Fakat, kıt
imkanları olan bir iş adamının imkanlarının çok üstünde büyük işler
yapmaya kalkması da, yüzme bilmeyen birinin derin denizlere açılmasına
benzer ki, sonuç çoğu zaman baştan bellidir, bile bile ölüme gitmekten
farkı yoktur ve boğulması kaçınılmazdır. İflas edenlerin yaptığı en
büyük hatalardan birisi, bazı kişilere özenerek haddinden fazla
açılmalarıdır. Dükkanında işleri çok iyi olan ve iyi para kazanan birisi
hemen işleri büyütme ve daha çok para kazanma derdine düşer.
İlk
yapılan şey başka bir mahalleye hemen bir şube açmaktır. Aklı sıra çok
az kişinin olağanüstü yetenek, çalışma ve en çok da şansla başardığı
gibi dükkanlar veya mağazalar zinciri kurmak ister. İlk açtığı şubede
işler iyi giderse şubelerin ardı arkası kesilmez, bir süre sonra şehrin
her tarafında bir düzine dükkan açmış olur. Rüzgar arkadan estiği sürece
bir problem olmaz. Ama bazen rüzgar birden bire karşıdan esmeye başlar
ve şartlar tamamen değişir. Bazı şubeler zarar etmeye başlar, ama bir
kere kısa yoldan köşeyi dönmeyi kafaya koymuş, büyük denizde boğulmayı
göze almış olan kişi, kolay kolay geri adım atmaz. İyi giden şubelerin
kârıyla diğerlerinin zararını kapatır. Bu durum kâr eden şubeleri de
olumsuz etkiler ve onları zayıflatır. Sonuçta zarar büyüdükçe büyür, en
sonunda şubeleri birer birer elden çıkarır, bir an gelir merkezi de
kapatmak zorunda kalır. Tabii bu bir anda olup bitmez, epey bir
mücadelenin ardından gerçekleşir. Bu süre sonunda belki de ilk defa bir
hesap çıkarır, bakar ki, hiç beklemediği kadar ağır bir borç yükünün
altına girmiş. Artık eserine bakıp iftihar etme zamanı gelmiştir. Çünkü,
en sonunda istediği olmuş, büyük denizde boğulmuştur.
Gözlükçü
Kamil
bey gözlük ve gümüş takı satışıyla uğraşıyordu. Dükkanı büyük bir
alışveriş merkezinin içerisindeydi, bunun yanı sıra internet üzerinden
de satış yapıyor, oldukça iyi kazanıyordu. Çok kısa bir süre içerisinde
biriktirdiği parayı ev peşinatı yapıp taksitle iyi bir ev aldı. Ancak,
taksitler çok yüksekti ve bir süre sonra taksitleri ödemede zorlanmaya
başladı. Durum iç açıcı değildi, çünkü sermaye tükenmeye başlamıştı.
Hemen bir çare düşündü ve ikinci bir dükkan açmaya karar verdi. Başka
bir semtte şube açtı, ama orada işler umduğu gibi gitmiyor, zarar
ediyordu. Başka bir iş yapması gerektiğini düşündü ve büyük bir dükkan
kiralayarak bilgisayar satışına başladı.
Ne yazık ki, bu işten de zarar
etti, elindeki malları yarı fiyatına satıp bu işi bıraktı. Bu arada ev
taksitlerini aksatmamak ve evi elinde tutmak için banka kredisi aldı.
Birkaç ay kredi ile ev taksitlerini ödedi, ancak bir süre sonra hem ev
taksitini, hem de kredi taksitini ödemek gerekiyordu. Bunun için başka
bir iş daha yapmalı, daha çok kazanmalıydı. Pratik zekası devamlı fikir
üretiyordu ve hemen yaklaşan Kurban Bayramını fırsat bilerek kurbanlık
hayvan alıp satmaya karar verdi. Bu işte çok kâr olduğunu düşünmüştü.
Fakat, bu işten diğer tüm işlerin hepsinden fazla zarar etti, para
kazanmak şöyle dursun borcuna borç eklendi. En sonunda sonradan açtığı
tüm işleri bıraktı, borcunu ödemek için acil olarak evi aldığından daha
düşük bir fiyata elinden çıkardı. Kısa süre sonra başlangıçta kâr eden
gözlük dükkanını da kapatmak zorunda kaldı.
|