Atasözünde
dendiği gibi ayağını yorganına göre uzatmamak borca girme sebeplerinin en
başında gelir. İnsan ödeyebileceğinden daha pahalı bir şey satın aldığında,
bütçesini aşan kısmını borçlanmak zorundadır. Satın alınan şeyin büyüklüğüne
veya fiyatına göre bütçe açığı aynı oranda daha fazla olur. Mal taksitle
alındığında taksit miktarı aylık gelirine göre fazla ağır ise kişi her ay açık
verir. Böyle durumlarda çoğu kişi ilk olarak maaşı varsa bankanın maaş oranında
sağladığı avanstan yararlanmayı düşünür ve gelecek ayın maaşının bir kısmını bu
ay çeker. Takip eden ay banka hem çektiği avansı, hem de avansın faizini
maaştan otomatik olarak keser. Maaş zaten yetmiyordu, bu sefer daha da eksik
aldığı için açık daha fazla olur. Mecburen yine avans çeker, ama bu sefer geçen
aykinden daha fazla oranda gelecek ayın maaşından kullanır.
Bu şekilde açık
giderek büyür, bir süre sonra maaşının tümünü avans olarak önceden kullanır ve
her ay faiz ödemeye başlar. Başlangıçta bu durumu fazla dikkate almayan kişi
açığı 4-5 bin lira olduğunda gözü korkar ve kredi çekerek bu açığını kapatır,
ama bu sefer de maaşının üzerine diğer taksitle beraber kredi taksiti de
binmiştir. Bu kişi çok uzun vadeli borçlanmışsa, örneğin ev alarak 120 ay gibi
uzun bir süre devam eden taksitleri varsa, bir kısır döngüye girer, bu ev
kendisine çok pahalıya patlar. Bir arkadaşım böyle bir ev aldı ve 3 senede
30.000 liraya yakın açık verdi. Borcu 15.000 lira iken 7500 lira değerindeki
arabasını satıp en azından borcun yarısını kapatmasını, üstelik aylık 200 lira
masraftan kurtulacağını söyledim, ama arabasız kalmayı göze alamadı. Bir yıl
sonra borcu iki katına çıktı.
Ev alma
konusunda yapılan bu hata, esnaf için başka şekilde tezahür eder. Çoğu esnaf
sermayesinden daha fazla iş yapma gayreti içindedir, buna bağlı olarak hemen
her zaman toptancıdan veresiye mal alır. Bunun bir zorunluluk olduğunu ve
ticaretin başka türlü dönmediğini söylerler. Oysa özellikle ticaret malları
peşin parayla imalatçı veya toptancı ile pazarlık yapılarak veresiye
alındığından çok daha uygun fiyata temin edilebilmekte, ucuza alınan mal ucuza
satılarak fiyat avantajından dolayı daha hızlı tüketilebilmektedir. Bu da doğal
olarak daha fazla kazanç anlamına gelmektedir. Veresiye alınan mal en başta
pahalı alındığından maliyeti yüksektir ve bu fiyatlara eklenerek müşteriye
yansıtılır.
Fakat her müşteri bunu kabul etmez, özellikle peşin paralı müşteri
gezer dolaşır malı ucuz yerden alır, veresiyeciye kala kala aynı kendisi gibi
ödeme sıkıntısı çeken, kara listede olduğu için kart kullanamayan veresiyeci
müşteri kalır. Bu tip müşterilere açık hesapla mal satar, ama zaten müşteri
sorunlu olduğundan parasını zamanında toplayamaz, bir kısmı da hiç gelmez.
Toptancıya verdiği çek veya senedin günü gelince de yana yakıla para aramaya
başlar. Zaten borca sokan hatalar da tam bu esnada yapılır. Çek kutsal bir
varlık olduğu için esnafın ticari itibarını temsil etmektedir. Bu itibarı
korumak adına 5000 liralık çeki ödemek için ekstradan 2500 lira verdiği olur.
Bu esnafımızın da açık verme serüveni başlamıştır, batmaya mahkum bir esnaf
olarak dostlar alışverişte görsün demeye devam eder.