| Bu dünya, içindeki her şeyle birlikte fanidir, geçicidir. Dünyanın bizce
meçhul bir ömrü, bir vadesi olup, vade dolduğunda harap olacağı gibi; canlı
veya cansız her şeyin de bir ömrü vardır ve ömrü sona erdiğinde dağılır gider.
İnsanların, hayvanların, bitkilerin, taşların, kullandığımız eşyaların, hatta
yıldızların bile belirli bir var olma süresi vardır. Binaenaleyh, daha önce
belirttiğimiz gibi, insanın başına gelen musibetler çoğu zaman kendi hatası
yüzünden gelir. Allah günahının bedeli olarak insanlara ceza verir. Fakat bu
cezanın bir süresi vardır ve bu süre bazen değişebilmektedir.
Nasıl ki,
kanunlar nezdinde bir suç işleyen kişi yargılanır, suçu sabit olduğunda Türk
Ceza Kanunu’nda belirlenen süre kadar hapis cezası alır. Fakat ilgili kanunda
belirlenen bu süre, bazı durumlarda indirilebilmektedir. Mesela, kişinin
yaptığı suçu itiraf edip pişmanlık duyması ve tekrar işlememe konusunda samimi
bir kararlılık göstermesi halinde cezada indirime gidilir. Bunun yanı sıra kişi
hapis yatarken uyumlu olur, olay çıkarmaz, diğer hükümlülerle iyi geçinir ve
cezaevi yönetimine karşı itaatkâr olursa, iyi halinden dolayı da cezası
indirilebilir veya kapalı cezaevinden yarı açık cezaevine nakledilmek suretiyle
cezası hafifletilebilir. Ama cezaevinde bile yönetime isyan veya arkadaşlarına
karşı cürüm işlemeye devam ederse, tekrar yargılanır ve bu suçun karşılığı olan
ceza da öncekine eklenir ve süre uzar. Aynen öyle de, Cenab-ı Allah bize dünyadayken verdiği cezayı bazı
durumlarda azaltır, hafifletir veya çoğaltabilir. Bu, tamamen bize bağlıdır. O
halde cezamızın süresini kısaltabilmek ve hatta bazen tamamen ortadan
kaldırabilmek için gayret sarf etmemiz gerekiyor. Öncelikle yaptığımız hataları
ve işlediğimiz günahları önce kendimiz kabullenip itiraf ederek, ciddi manada
pişman olmamız lazım. Daha sonra da, bir daha aynı hata ve günahları
işlemeyeceğimize dair azimli ve samimi bir istek duymalıyız. Bunu yaptığınızda
vicdanınızın sesini dinleyin, nispeten de olsa rahatlamış olduğunu
göreceksiniz. Ama vicdanın tam olarak huzura kavuşması için, ya işlenen suçun
cezası çekilmeli veya affedilmelidir. Aksi halde vicdan asla susmaz. Borçlu
kişi de yaptığı hataları kabul etmeli, günahlarını itiraf etmeli ve Allah’ın
huzuruna gidip, el açıp şöyle yalvarmalı:
“Ey bu yerlerin ve göklerin Hâkimi.
Bahtına düştüm, sana dehalet ediyorum. Bütün hata ve günahlarımla birlikte
huzuruna geldim. Ben Senin zavallı bir kulunum, Senden başka gidecek kapım yok.
Çünkü ben fakirim, Sen zenginsin; ben zayıfım, Sen kudretlisin; ben
hizmetkârınım, Sen Efendimsin; ben kölenim, Sen Sahibimsin. Yarabbi beni
başıboş bırakma, ben çok günah işledim, ama yaptıklarımdan dolayı çok pişmanım.
Günahlarıma tövbe ediyorum, bir daha işlememem için bana güç ver, beni bağışla,
borçlarımı ödememe yardım et, beni bu rezillikten kurtar. Senin her şeye gücün
yeter.”
Gerçekten samimi bir şekilde
yapılan bu yakarışlarda ısrar edilmeli, netice alıncaya kadar devam
edilmelidir. Bir kulun acizliğini ortaya koyup Allah’ın karşısında boyun
eğmesi, gözyaşı dökerek af dilemesi, O’nun kudretine râm olması, Allah’ı razı
eder ve merhametini celbeder, affedilmeye layık bir hale gelir.
Ancak suçunu
kabullenip pişmanlık duymazsa veya suçunu affettirmek için af dilerken, bir
yandan da günah işlemeye devam ederse, affedilmeyeceği gibi işlediği günah ve
hataların cezası da öncekine eklenerek cezanın süresi uzar. Böyle davranan bir
borçlu, borçlarını bitiremez, ömür boyunca borç ödemek zorunda kalır. Hatta
bazıları, kanundan kaçıp saklananlar gibi, alacaklılarından kaçmak için
bulunduğu diyarı terk ederler. Ama, borç kul hakkıdır, ondan kurtuluş yoktur.
Nereye gitse peşinden gelir. Amerikan filmlerinde kovalayanların kaçanlara
dediği gibi; “kaçabilirsin, ama saklanamazsın”.
|