|
Eşimin
evde olmadığı bir gün elimde televizyonun uzaktan kumandası, canımın
çektiği gibi doya doya zapping yapıp, o kanal senin bu kanal benim
dolaşırken muhafazakar kanallardan birinde kalakaldım. Bir sohbet
programıydı ve rüyalarda gördüğümüz cinsten ak saçlı, ak sakallı, nur
yüzlü bir ihtiyar o yumuşak sesiyle içtenlikle bir şeyler anlatıyordu.
Adeta insan kendini uyanıkken rüyada gibi hissediyordu. Belki hazinenin
yerini söyler diye kulaklarımı iyice açtım ve dikkatle dinlemeye
başladım. Şöyle diyordu ihtiyar:
“Bundan
birkaç yıl evvel, istemediğim halde haberim bile yokken bankada duran
parama faiz işletmişler. Derhal bu paradan kurtulmam gerekiyordu, bu
haram paraydı, Allah korusun helal paramı da haram ederdi. Bu parayı ne
yapmam konusunda bir çok kişiye danıştım. Kimisi yakacak parası olarak,
kimisi tuvalet ücreti olarak kullanılabileceğini söyledi. Esnaf bir
arkadaşım da hiçbir sevap beklemeden bir fakire verilebileceğini,
kendisinin böyle bir aileyi tanıdığını ve istersem parayı onlara
iletebileceğini söyledi. Ben de faiz olarak gelen bu parayı fakir aileye
ulaştırmak üzere arkadaşıma verdim. Yalnız, bu esnaf arkadaşım işçi
çalıştırıyordu ve her Cumartesi işçilerin haftalıklarının verilmesi
gerekiyordu. O hafta parası yetmemiş ve işçilerin parasını verdiğim faiz
parasından tamamlamış. Bu olaydan sonra iki yıl içerisinde arkadaşım
iflas etti, perişan oldu. Çünkü az bir miktar haram para helalin
içerisine karıştığı zaman tamamını haram ediyor. Bu aynen bir ton suyun
içerisine bir miktar idrar veya pislik karışmasına benziyor ki, suyun
tamamı kirlendiği için kullanılmaz dökülür.”
Ak
saçlı ihtiyar belki hazinenin yerini söylememişti, ama hazine değerinde
bir bilgi vermişti. Ağır borç yükü altında olan insanlar bu gerçeği göz
önüne, başlarını da iki elleri arasına alıp, acaba helal parama böyle
faizli bir para mı karıştı da, her şeyimi kaybettim diye düşünmeliler.
Haram para malımızın içerisine sadece faizle girmez, çeşitli şekillerde
bilerek veya bilmeyerek bulaşıp maalesef malımızı kirletir.
Mesela, işçi
çalıştıran bir sanayici, çalıştırdığı işçinin ücretini tam olarak ödemeli,
hatta dinimizin emrettiği şekilde daha teri kurumadan ödemeli, bununla
da kalmayıp helallik dilemelidir. Bunu yapmazsa, işler kötü diye işçinin
ücretinden kesinti yaparsa veya aylarca ücretini bekletirse işçinin
hakkı esnafa geçer ve bu hak miktarı kadar para esnafa haram olur.
Yine,
esnaf kusurlu bir malı kusursuz mal fiyatına satarsa aradaki fiyat
farkı kadar para haram olarak helal paraya karışır. Günde sekiz saat
mesai karşılığında maaş alan bir memur, mesaiyi aksatıp kendi dükkanında
veya diğer bir işte çalışırsa, mesai içerisinde kazandığı para
kendisine haram olur. Günde beş vakit namaz kıldırmak için maaş alan bir
imam, mazeretsiz olarak gelmediği vakitlerin karşılığı olan parayı
kendisine haram etmiş olur.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Herkes neyin
haram neyin helal olduğunu aslında çok iyi biliyor, ama vicdanlarını
rahatlatmak için bir kılıf buluyorlar. Haram helal konusunda duyarlı
olmayan kişilere zaten bir diyeceğim yok. Çünkü bir şeyin haram veya
helal olmasının ölçüsü Allah’ın emretmiş olmasına bağlıdır. Yani
Yaratıcımız bu haram der, yasaklar, bizi ondan nehyeder veya bu helaldir
der, o işi yapmamız için bizi teşvik eder. Emrini yerine getirenlere
yardım eder, getirmeyenlere de cezasını hem bu dünyada, hem de öbür
dünyada verir. Tercihi bize bırakmıştır.
|