|
Çoğumuz
hastalık, kaza, bela, musibet, ölüm, doğal afet, kısaca zorluk ve
darlık zamanlarında Allah'ı (cc) hatırlayıp O’na sığınırken, ferah ve
bolluk günlerine eriştiğinde maalesef gaflete düşer ve O’nu
unutuveririz. Elimiz bol iken sanki sahip olduklarımızı Allah vermemiş
de kendimiz kazanmışız gibi, işlerimizi kendimiz halletme yoluna gider,
tabiri caizse o zamanlarda Allah'a ihtiyaç hissetmeyiz. Oysa O’nsuz bir
tek ânımız bile yoktur; her nefes alışımız Allah’ın dilemesiyle,
kalbimizin her atışı O’nun izin vermesi ile olur. O halde insan olan
insan, O'nun hayatımızın ilk sırasında olması gerektiğini bilir, O’nun adını anmadan hiçbir işe başlamaz, işlemez.
Bediüzzaman Hazretleri Birinci söz isimli risalesinde; “Bismillah
her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu
mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı
haliyle vird-i zebanıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok
bitmez bir bereket….” olduğunu söyler; devamla besmelenin bir
müslümanlık işareti olduğunu, yani bu kelimeyi söyleyenin Müslüman
olduğunu, bütün varlıkların insanların aklının almayacağı işler yaparak
bir nevi Bismillah dediklerini, yine çok büyük bir kuvvetin ve bitmeyen
bir bereketin besmelede gizli olduğunu misalleriyle anlatır.
Örneğin,
bir polis yolun başında durur, kimseyi oradan geçirmez, herkesi başka
tarafa yönlendirir, herkes ona uymak mecburiyetindedir. Elbette ki,
polis bunu kendi kişisel gücüyle yapmaya kalksa, en fazla bir iki kişiye
gücü yeter, yoksa o kadar kişi ezer geçerler. Ama binlerce insan da
olsa bunu yapamıyorlar, çünkü kendi gücüyle hareket etmiyor, arkasında
devletin gücü var.
Aynen bunun gibi, bir çekirdeği toprağa attığınızda,
içinden koskocaman bir ağaç çıkıyor ve onu başında taşıyor. İnek, koyun,
keçi gibi hayvanlar ot yiyerek süt veriyorlar. İnsan sadece ineğin
yediği otu yiyerek beslenmiş olsa kesinlikle yaşayamaz ve gıdasızlıktan
kısa sürede ölür, çünkü otun gıda değeri çok düşüktür. Halbuki aynı ot
ineğin karnına girip, kan veya idrara karışmaksızın memelerinden
dünyanın en faydalı gıdası olarak çıkar.
Hep anlatılır; Japonlar ineğin
bu haline gıpta edip, olduğu yere dışkılayan, sonra da dışkısının
üzerine yatan bu aptal hayvanın yaptığı işi biz niye yapamayalım diye
düşünmüşler ve ineğin anatomisini taklit ederek bir süt makinesi
tasarlamışlar. Makinenin ağzına ot, saman vs, inek ne yiyorsa aynısını
doldurup makineyi çalıştırmışlar. Makinenin memelerinden süt yerine,
yemyeşil su çıkınca bilimsel olarak birbirinin zıttı olan iki gerçek
ortaya çıkmış. Birinci gerçek(A), inek insanlardan daha akıllıdır;
ikinci gerçek(B) inek bunu kendisi yapmıyor, bunu ona yaptıran var, yani
Allah var. Mantık kurallarına göre A’yı kabul etmek B’yi ret, B’yi
kabul etmek de A’yı ret etmek anlamına geliyor. Yani, ya Allah’ın
varlığını kabul etmek, ya da inekten daha aptal olduğunu kabul etmek
gibi bir durum söz konusudur. Siz olsanız hangisini seçerdiniz? Şu anda
bu kitabı okuyabildiğinize göre inekten daha akıllısınız demektir, sonuç
olarak Allah’ın varlığını kabul ettiğiniz anlamına geliyor. O zaman ne
mutlu size.
Bundan
böyle yapacağınız her işin başında Bismillah deyin, Allah’ın sonsuz
gücünü arkanıza alarak şeytanları etrafınızdan kovalayın, işlerinizi
bozmalarına fırsat vermeyin. Nasıl ki, başsız bir vücut hiçbir işe
yaramazsa, besmelesiz başlanan bir işten de hayır gelmez, ancak onunla
başlanan işler hayırlı olur. Böyle hareket eden kullarını da Cenab-ı
Allah muvaffak eder, o işten hayırlı neticeler yaratır. Allah namına
hareket eden bir kişinin yapamayacağı hiçbir iş yoktur, hatta gerçekten
inanarak besmele çeken ve Allah’a tam manasıyla itaat eden bir insan su
üstünde yürür, aslana at niyetine biner, yılanı kamçı gibi kullanır, Hz.
İbrahim gibi ateşin içine girer, ama yanmaz. Tarih bunun örnekleriyle
doludur.
Su Üstünde Yürüyen Köylü
Genç
bir hoca efendi vaaz vermek üzere komşu ülkelerden birinin bir
kasabasına gider. Vaazında besmelenin faziletlerinden ve esrarından
bahseder, inanarak besmeleyi söyleyen bir kişinin suyun üzerinde bile
yürüyebileceğini anlatır. Bir gün bir köylü hoca efendiyi iftara davet
eder, hoca da kabul eder. Beraberce kasabadan köye doğru yürümeye
başlarlar. Köylü bir gölün kenarına geldiklerinde karşı kıyıda görünen
köyünü gösterir, işte bizim köy der. Hoca bakar, kıyıdan dolaşarak en az
iki saatlik yol vardır, iftara ise sadece yarım saat kalmıştır. Köylüye
sorar:
-İftara çok az kaldı yetişmemiz imkansız. Biz gölü dolaşana kadar iki saat geçer. Köylü gayet sakin cevap verir:
-Efendim
gölü dolaşmamıza gerek yok. Siz bir vaazınızda Bismillah diyen su
üstünde bile yürür demiştiniz, ben o günden beri köyüme gölün üstünden
yürüyerek gidip geliyorum.
Hoca bu işe çok şaşırır. Kendisi bu dersi vermesine rağmen, bu mertebeye ulaşamamıştır. Köylüye:
-Ben
çok yorgunum, yürüyecek halim kalmadı, beni sırtına alırsan seninle
iftara gelirim der. Köylü de gülümseyerek hocayı sırtlar ve Bismillah
diyerek suyun üzerinden karşı tarafa geçerler. Hoca daha sonraki
yıllarda bu hadiseyi talebelerine ağlayarak anlatmıştır.
Bu
hadise besmelenin sırlarına dair yüzlerce örnekten sadece biridir ve
uydurulmuş bir kıssa değil, yakın zamanda yaşanmış gerçek bir olaydır.
Olayı biz yaşamadığımız ve vaaz veren hoca gibi besmelenin sırrına vakıf
olamadığımız için bize son derece uzak görünüyor, ihtimal dahi
veremiyoruz. Ama olay aynen böyle cereyan etmiştir.
Demek
her halimizi ve her hareketimizi ve davranışımızı hayır haline
getirmenin yolu Bismillah’dır. Ancak nefsin ve şeytanın her türlü
aldatmasından kendimizi muhafaza ve Allah’a tam manasıyla itaat etmeden,
en azından niyet etmeden Bismillah demek sadece lafızdan ibaret kalır
ve manasız kuru bir sözden başka bir şey olmaz. Bir işe başlarken
besmele çekmeye utanıyorsanız, bilin ki o işte hayır yoktur. Çünkü
Allah’ın haram kıldığı, yapılmasına razı olmadığı, işleyen kişiye günah
kazandıran işlere başlarken besmele çekilmez. Meselâ, içki içerken
Bismillah denmez. Çünkü onun manası Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
demektir. İçki ve benzeri haramlar ise şeytanı memnun etmek, nefsi
keyiflendirmek için yapılan fiillerdir.
|