Borçla Mücadele Platformu
Giriş



Newsletter


Lists:



Action:

Ana Sayfa      Borçtan Korunmak      Her işin başında Allahı anın
Sayfayı YazdırSık kullanılanlara ekle
Çoğumuz hastalık, kaza, bela, musibet, ölüm, doğal afet, kısaca zorluk ve darlık zamanlarında Allah'ı (cc) hatırlayıp O’na sığınırken, ferah ve bolluk günlerine eriştiğinde maalesef gaflete düşer ve O’nu unutuveririz. Elimiz bol iken sanki sahip olduklarımızı Allah vermemiş de kendimiz kazanmışız gibi, işlerimizi kendimiz halletme yoluna gider, tabiri caizse o zamanlarda Allah'a ihtiyaç hissetmeyiz. Oysa O’nsuz bir tek ânımız bile yoktur; her nefes alışımız Allah’ın dilemesiyle, kalbimizin her atışı O’nun izin vermesi ile olur. O halde insan olan insan, O'nun hayatımızın ilk sırasında olması gerektiğini bilir,  O’nun adını anmadan hiçbir işe başlamaz, işlemez.
 
Bediüzzaman Hazretleri Birinci söz isimli risalesinde; “Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket….” olduğunu söyler; devamla besmelenin bir müslümanlık işareti olduğunu, yani bu kelimeyi söyleyenin Müslüman olduğunu, bütün varlıkların insanların aklının almayacağı işler yaparak bir nevi Bismillah dediklerini, yine çok büyük bir kuvvetin ve bitmeyen bir bereketin besmelede gizli olduğunu misalleriyle anlatır.
 
Örneğin, bir polis yolun başında durur, kimseyi oradan geçirmez, herkesi başka tarafa yönlendirir, herkes ona uymak mecburiyetindedir. Elbette ki, polis bunu kendi kişisel gücüyle yapmaya kalksa, en fazla bir iki kişiye gücü yeter, yoksa o kadar kişi ezer geçerler. Ama binlerce insan da olsa bunu yapamıyorlar, çünkü kendi gücüyle hareket etmiyor, arkasında devletin gücü var.
 
Aynen bunun gibi, bir çekirdeği toprağa attığınızda, içinden koskocaman bir ağaç çıkıyor ve onu başında taşıyor. İnek, koyun, keçi gibi hayvanlar ot yiyerek süt veriyorlar. İnsan sadece ineğin yediği otu yiyerek beslenmiş olsa kesinlikle yaşayamaz ve gıdasızlıktan kısa sürede ölür, çünkü otun gıda değeri çok düşüktür. Halbuki aynı ot ineğin karnına girip, kan veya idrara karışmaksızın memelerinden dünyanın en faydalı gıdası olarak çıkar.
 
Hep anlatılır; Japonlar ineğin bu haline gıpta edip, olduğu yere dışkılayan, sonra da dışkısının üzerine yatan bu aptal hayvanın yaptığı işi biz niye yapamayalım diye düşünmüşler ve ineğin anatomisini taklit ederek bir süt makinesi tasarlamışlar. Makinenin ağzına ot, saman vs, inek ne yiyorsa aynısını doldurup makineyi çalıştırmışlar. Makinenin memelerinden süt yerine, yemyeşil su çıkınca bilimsel olarak birbirinin zıttı olan iki gerçek ortaya çıkmış. Birinci gerçek(A), inek insanlardan daha akıllıdır; ikinci gerçek(B) inek bunu kendisi yapmıyor, bunu ona yaptıran var, yani Allah var. Mantık kurallarına göre A’yı kabul etmek B’yi ret, B’yi kabul etmek de A’yı ret etmek anlamına geliyor. Yani, ya Allah’ın varlığını kabul etmek, ya da inekten daha aptal olduğunu kabul etmek gibi bir durum söz konusudur. Siz olsanız hangisini seçerdiniz? Şu anda bu kitabı okuyabildiğinize göre inekten daha akıllısınız demektir, sonuç olarak Allah’ın varlığını kabul ettiğiniz anlamına geliyor. O zaman ne mutlu size.
 
Bundan böyle yapacağınız her işin başında Bismillah deyin, Allah’ın sonsuz gücünü arkanıza alarak şeytanları etrafınızdan kovalayın, işlerinizi bozmalarına fırsat vermeyin. Nasıl ki, başsız bir vücut hiçbir işe yaramazsa, besmelesiz başlanan bir işten de hayır gelmez, ancak onunla başlanan işler hayırlı olur. Böyle hareket eden kullarını da Cenab-ı Allah muvaffak eder, o işten hayırlı neticeler yaratır. Allah namına hareket eden bir kişinin yapamayacağı hiçbir iş yoktur, hatta gerçekten inanarak besmele çeken ve Allah’a tam manasıyla itaat eden bir insan su üstünde yürür, aslana at niyetine biner, yılanı kamçı gibi kullanır, Hz. İbrahim gibi ateşin içine girer, ama yanmaz. Tarih bunun örnekleriyle doludur.           
Su Üstünde Yürüyen Köylü
Genç bir hoca efendi vaaz vermek üzere komşu ülkelerden birinin bir kasabasına gider. Vaazında besmelenin faziletlerinden ve esrarından bahseder, inanarak besmeleyi söyleyen bir kişinin suyun üzerinde bile yürüyebileceğini anlatır. Bir gün bir köylü hoca efendiyi iftara davet eder, hoca da kabul eder. Beraberce kasabadan köye doğru yürümeye başlarlar. Köylü bir gölün kenarına geldiklerinde karşı kıyıda görünen köyünü gösterir, işte bizim köy der. Hoca bakar, kıyıdan dolaşarak en az iki saatlik yol vardır, iftara ise sadece yarım saat kalmıştır. Köylüye sorar:
-İftara çok az kaldı yetişmemiz imkansız. Biz gölü dolaşana kadar iki saat geçer. Köylü gayet sakin cevap verir:
-Efendim gölü dolaşmamıza gerek yok. Siz bir vaazınızda Bismillah diyen su üstünde bile yürür demiştiniz, ben o günden beri köyüme gölün üstünden yürüyerek gidip geliyorum.
Hoca bu işe çok şaşırır. Kendisi bu dersi vermesine rağmen, bu mertebeye ulaşamamıştır. Köylüye:
-Ben çok yorgunum, yürüyecek halim kalmadı, beni sırtına alırsan seninle iftara gelirim der. Köylü de gülümseyerek hocayı sırtlar ve Bismillah diyerek suyun üzerinden karşı tarafa geçerler. Hoca daha sonraki yıllarda bu hadiseyi talebelerine ağlayarak anlatmıştır.
 
Bu hadise besmelenin sırlarına dair yüzlerce örnekten sadece biridir ve uydurulmuş bir kıssa değil, yakın zamanda yaşanmış gerçek bir olaydır. Olayı biz yaşamadığımız ve vaaz veren hoca gibi besmelenin sırrına vakıf olamadığımız için bize son derece uzak görünüyor, ihtimal dahi veremiyoruz. Ama olay aynen böyle cereyan etmiştir.
 
Demek her halimizi ve her hareketimizi ve davranışımızı hayır haline getirmenin yolu Bismillah’dır. Ancak nefsin ve şeytanın her türlü aldatmasından kendimizi muhafaza ve Allah’a tam manasıyla itaat etmeden, en azından niyet etmeden Bismillah demek sadece lafızdan ibaret kalır ve manasız kuru bir sözden başka bir şey olmaz. Bir işe başlarken besmele çekmeye utanıyorsanız, bilin ki o işte hayır yoktur. Çünkü Allah’ın haram kıldığı, yapılmasına razı olmadığı, işleyen kişiye günah kazandıran işlere başlarken besmele çekilmez. Meselâ, içki içerken Bismillah denmez. Çünkü onun manası Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla demektir. İçki ve benzeri haramlar ise şeytanı memnun etmek, nefsi keyiflendirmek için yapılan fiillerdir.

Sunucu Sitenhazir.com