|
Borçlu
kişilerin yaptığı en büyük hatalardan biri, hatta en büyüğü hesabını
bilmemektir. Aslında bu hata borçlu iken yapılmaz, tam aksine borçlu değilken
yapılır ve zaten borç batağına bu yüzden girilir. Para ile fazla oynayan,
fütursuzca borca giren, borç dağıtan ya da harcama yapan kişilerin mutlaka
borcunu ve alacağını takip etmesi, finansal olarak nereye gittiğini görmesi gerekir. Eğer takip etmezse
işlerin kötüye gittiğini bilemez, ancak battıktan sonra farkına varır ki, bu
durumda işleri yoluna koymak için çok geç kalınmış olabilir. Konunun daha iyi
anlaşılması için bir örnek verelim:
Bir
gemi kaptanının görevi kendisine emanet edilen milyonlarca lira değerindeki
yükü veya insanları güvenli bir şekilde hedefteki limana ulaştırmaktır. Kaptan
harekete geçmeden önce rotasını belirler, dümeni hedefe doğru yönlendirir ve
yola çıkar. Gidilecek yer tam önünde ise yani haritadan bakıldığında başlangıç
ve bitiş noktaları birleştirildiğinde düz bir çizgi oluşuyorsa, dümen sabit tutulduğu takdirde doğruca hedefe ulaşılmalıdır.
Oysa durum hiç de göründüğü
gibi değildir. Çünkü gemiyi hedeften saptıran bir çok faktör bulunmaktadır. Dünyanın yuvarlak oluşu, dalgalar, rüzgarlar, fırtınalar, okyanus akıntıları
vs. bir çok etken geminin rotasından çıkmasına sebep olur. Bu sebeple 1.kaptan
ve yardımcı kaptanlar sürekli olarak pusulayı ve diğer göstergeleri kontrol
ederek gemiyi rotada tutmaya çalışır ve duruma göre dümen kırarlar. Aksi halde
kendi haline bırakılan geminin nereye gideceği belli olmaz. Kanada niyetiyle
çıkılan yolculuk Arjantin’de bitebilir veya gemi bilinmedik bir yerde karaya
oturabilir, daha kötüsü batabilir, yüzlerce insan sulara gömülebilir.
Filmlere
konu olan meşhur Titanik vakasında gemiyi batıran buzdağı son anda fark
edilmiş, dümen kırmak için zaman kalmamıştı. Gemiye çarpan aysberg gemiyi su
üzerinde tutan hava tanklarını yırtıp gemi su almaya başlayınca da taşıdığı yüzlerce
yolcusuyla birlikte okyanusun serin sularına gömülmüştü.
Herkes
dünya denilen çalkantılı denizde kendi hayat gemisinin kaptanıdır. Hemen
herkesin hayattan beklediği şey başlangıçta aynıdır. En azından lise eğitimini
tamamlamış olanlar psikoloji dersinden Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini
hatırlar. Buna göre insan önce hayatta kalmak için yeme, içme gibi fizyolojik
ihtiyaçlarını temin etmeye çalışır. Sonra güvenlik gelir, yani barınmak için
başını sokacak bir ev ister. Sonra da sosyal ihtiyaçlar ve saygı ihtiyacı
gelir. Ecdadımız bunları aş, iş, eş şeklinde özetler. Peygamber Efendimiz de
bir hadislerinde "Şu üç şey âdemoğlunun saadetindendir; sâlihâ bir hanım,
geniş bir ev, rahat bir binek."(Müsned, 1/168)
Hayata yeni başlayan bir delikanlının veya genç
kızın hayattan beklentisi önce iyi bir işe girip yuva kurmak, çocuk sahibi
olmak, sonra da bir ev ve araba
almaktır. Temel hedef, ulaşılması gereken liman budur. Ancak insanın bu hedefe
ulaşabilmesi için çok iyi hesap yapması, tabiri caizse gemi kaptanları gibi
daima pusulayı kontrol ederek hedefe mi ilerliyor, yoksa bir akıntıya kapılmış
sürükleniyor mu takip etmesi gerekir. Bu süreçte elini kaptırıp kolunu
kurtaramamak cinsinden girilen bir borç insanın hayatını alt üst eder.
Örneğin,
zamansız alınan bir evin taksitlerini ödemek insana öyle pahalıya patlayabilir ki, borçlarını ödemek için evini sattığı halde
borçlarını karşılamaz. Bazıları da hayata 1-0 yenik başlar. Evlenirken kız
tarafının isteklerine yetişebilmek için bütçeyi fazlasıyla zorlar ve çok büyük
borç altına girerler. Böyle olunca uzun yıllar bu borcu ödemek için uğraşırken,
eşinin diğer isteklerini yerine getiremez ve evde huzursuzluk olur. Bu tip
evliliklerin sonu ne yazık ki, boşanmayla sonuçlanmaktadır. Örnekleri çoğaltmak
mümkün.
Hülâsâ, insanı borca sokan en büyük sebep hesapsızlıktır. O halde yapılması
lazım gelen şey hesabını iyi yapmak, alacağını vereceğini en ince ayrıntısına
kadar yazmak ve sürekli gidişatı takip etmektir.
|