Borçla Mücadele Platformu
Giriş



Newsletter


Lists:



Action:

Ana Sayfa      Borçlardan Kurtulmak      Kurallara uymayı alışkanlık haline getirin
Sayfayı YazdırSık kullanılanlara ekle

Kim tevfik(üstünlük) isterse, âdetullah ve hilkat(yaratılış) ve fıtrat ile âşinalık etmek ve dostluk etmek gerektir. Yoksa, fıtrat tevfiksizlikle bir cevab-ı red verecektir. Bediüzzaman

Hayatta pek çok işte başarısız olmanın veya borca girmenin sebeplerinden biri ve belki de en önemlisi Cenab-ı Allah’ın her şeyin yaratılışına koyduğu ve bu dünyanın dirlik ve düzenliğini sağlayan “adetullah” denilen kanunlara isyan etmektir. Bu kanunlar dünya hayatına baktığı için, itaat edilmediğinde cezası hiç geciktirilmeden hemen verilir. Aslında cezası da, mükafatı da bizzat kanunun içerisine konulmuştur. Bu kanunları harfiyen uygulayan da ödülünü gecikmeden derhal alır. Adetullah kanunları herkes için, bütün insanlar için geçerlidir. Kişinin kâfir, münafık, müslüman, hristiyan veya ateist olması hiçbir şeyi değiştirmez. Örneğin İsaac Newton’un ağacın dibinde iken kafasına elma düşünce var olduğunu ileri sürdüğü ve dünya kurulalıdan beri var olan yerçekimi adetullah kanunlarından biridir. Yerçekimi sebebiyle çok yüksekten atlayan bir kişi kim olursa olsun ya ölür, ya da bir tarafı kırılır. Allah dilerse hiçbir şey olmaz, ama bu Allah’ın bileceği iştir. Yerçekimi kanununa uymayan bir kişi cezasını hiç gecikmeden anında çeker, ya canından olur veya sakat kalır. Adetullah kanunlarına tabiat kanunları da denebilir. Tarlayı sürmeden mahsul alınmaz, bulut olmadan yağmur yağmaz, yemek yemeden insan yaşayamaz, ateş olmadan yemek pişmez vs. gibi bir çok kanun vardır.

İnsanın başarılı olup olmamasını belirleyen kanunlardan en önemlileri çalışmak ve yaptığımız işin gereklerini yerine getirmektir. Üniversite imtihanında zeka seviyesi aynı olan iki öğrenciden hangisi daha çok çalışırsa, o daha çok puan alacak ve daha iyi bir bölüm kazanacaktır. Ancak özellikle belirtmek istiyorum ki, sadece çalışmak tek başına yeterli değildir. Çalışmayı en uygun kitaptan yapmak, en doğru kaynaktan yararlanmak gerekir. Aksi halde çok çalışmanın bir faydası olmaz. Çalışmak fiili dua yerine geçer, ama yine de neticeyi yaratacak olan Allah’tır. Bu yüzden doğru yöntemle yeterince çalışıp neticeyi Allah’tan beklemek, sözlü olarak da dua etmek gerekir. İnsanın elde ettiği başarı veya kazançtan dolayı kibirlenmeye hakkı yoktur, çünkü o başarıyı veya kazancı ihsan eden Allah’tır. Herhangi bir işi yapabilmek için ihtiyacımız olan akıl, fikir, sağlık ve diğer her şeyi Allah yaratmıştır, bundan dolayı da elde edilen başarı bize ait değil, Allah’a aittir. Ortada bir başarısızlık varsa bu Allah’ın sunmuş olduğu imkânları kullanmayan veya kötüye kullanan insana aittir. Bu yüzden insan olarak görevimiz, hangi konuda olursa olsun elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Buna rağmen Allah vermiyorsa, mutlaka bunda bizim için bir hayır vardır, başka bir zaman, daha güzel bir şekilde verilecektir.

Başarısız veya borçlu olan insanlar da herhangi bir iş yaparken âdetullah kanunlarına riayet etmemiş ve netice itibariyle bir nevi Allah’ın emrine isyan sayılan bu itaatsizliğinin cezası da bu dünyada peşin ve acele olarak verilmiştir. Örneğin daha önce anlattığımız gibi insan, gelirinin çok üstünde, ödeyebileceğinden çok fazla fiyatı olan bir malı almaya kalkarsa, parasını ödeyemeyeceği ve bütçesinin açık vereceğine şüphe yoktur. Âdetullah kanununu çiğnemesinin bedeli olarak da borca girmiş olur ve borç başlı başına bir cezadır, hatta bu dünyada verilecek cezaların en büyüklerinden biridir, bana göre kabir azâbının dünya versiyonudur.

Şu anda borçlu durumdaysanız kesinlikle bu sizin hatanızdır; bir şeyleri eksik veya yanlış yapmış, adetullah kanunlarına riayet etmemişsiniz demektir. Bunu size şeytan yaptırmıştır, çünkü kendisi Allah’a isyan ederek ebediyen lanetlenmiştir, başkalarının da kötü duruma düşmesi onu memnun eder. Şeytanın en önemli yardımcısı terbiye edilmemiş bir nefistir. Nefis daime kötülüğü ister, kural tanımaz, emirlere itaat etmez, kanunlara riayet etmez. Böyle bir nefsi olan insanın başarılı olması mümkün değildir. Bu insanların (sizi tenzih ederim) hayata bakış tarzı; ‘ekmek buldun giriş, iş varsa sıvış’ şeklindedir. Kesinlikle çalışmayı sevmezler, işten kaytarmak en büyük maharetleridir. Ders çalışmayı bırakır televizyon seyreder, dersaneye gidiyorum diye çıkar arkadaşlarıyla gezmeye gider, akşam işten çıkıp ailesi yerine kahveye kumar oynamaya gider, iş yerinden hastayım diye izin alır kendi özel işini yapar, ezan okunur yorganı başının üzerine çeker, yarım yamalak iş yapar ‘bişey olmaz’ der. Bütün bu kural tanımazlıkların bir bedeli vardır.

Bu durumda yapmamız gereken en önemli iş kurallara uymayı alışkanlık haline getirmeye çalışmaktır. Kural kelimesi;

-bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke,

-davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke,

-bir yaptırımlar düzeniyle toplum üyelerinin kendisine uyması sağlanan, toplumca benimsenmiş her türlü buyurucu ve yasaklayıcı düzenleme,

-bir işlemde iyi bir sonucun nasıl sağlanacağını gösteren yönerge,

-belli bir durumda yapılması gereken şeyi gösteren ya da buyuran yönerge şeklinde tanımlanmaktadır.

Toplum hayatında uyulması gereken birçok kural vardır. Hayatımızı bu kurallara uygun olarak tanzim ettiğimizde, bu dünyada başımız kolay kolay derde girmez, rahat bir hayat yaşarız, itaatimizin ödülünü peşin olarak alırız. Kurallara uymadığımızda ise başımızdan dert, bela, musibet eksik olmaz, isyanımızın bedelini derhal öderiz.

Örneğin trafik kuralları motorlu veya motorsuz bir araçla ya da yaya olarak yollara çıktığımızda uymamız gereken ve emniyetli bir şekilde yolculuk yapmamızı sağlayan kurallardır. Bu kurallara uymayan insanların başına ne geldiğini anlatmama gerek yok. Ya kendi canlarından oluyorlar, ya da başka insanların canına kastedip hapislerde çürüyorlar. Üstelik -bunu dini hassasiyeti olan kişiler için söylüyorum- hız sınırının saatte 120 kilometre olduğu bir yolda 180 kilometre hızla gidip kaza yapmak ve hayatını kaybetmek intihar hükmüne geçiyor. Çünkü kişi hız sınırını aşarak adetullah kanunlarına da isyan etmiş olduğundan, bedelini bu dünyada canıyla ödediği gibi, öbür dünyada da adam öldürme suçunun cezasını çekecek. Gezegenimizi yakından incelediğimizde sabit bir hızla döndüğünü ve bu hızın asla değişmediğini görürüz. Hızın artması veya azalması dünyayı keşmekeşe sürükler ve yaşanılır bir gezegen olmaktan çıkarırdı. Allah isteseydi dünyayı saniyede 30 kilometre değil, çok daha yüksek bir hızla döndürebilirdi, ama yapmamış ve en uygun hızda sabitlemiş. 509.200.000 kilometrekare genişliğindeki dev bir cisim olan dünyamız kendisine emredilen hız sınırını bir saniye bile şaşmazken, dünyaya göre bir nokta gibi olan insan haddini aştığı zaman bu isyanı elbette cezasız kalmayacaktır.

Toplumda hayatını düzenleyen kurallardan bir diğeri görgü kurallarıdır. Âdab-ı muaşeret de denilen bu kurallar, insanların birbiriyle münasebetlerinde nasıl davranılması gerektiğini ortaya koyan, gerek dini emirler, gerekse örf ve adetler neticesinde ortaya çıkmış kurallardır ve çocukluk çağlarından itibaren ailede, okulda ve toplum hayatının içerisinde büyüklerimizden veya kitaplardan öğrenilir. Bunlara uygun şekilde davrandığımızda ebeveynimizden, öğretmenlerimizden, çevremizden, büyüklerimizden takdir görür ve iyi bir referans elde etmiş oluruz. Gıyabımızda bizden bahsettiklerinde veya herhangi bir iş için hakkımızda araştırma yapıldığında bizden; çok terbiyelidir, efendi bir insandır, iyi bir çocuktur, çok namuslu bir kızdır, her şeyine kefilim vs. şeklinde lehimizde şahitlik yaparlar. İşte bu fazilet sahibi olmak demektir ki, sahibinin başında altın bir taç gibi durur, dünyada ve ahrette hürmet görmesine vesile olur. Hatta o kadar ki, böyle bir insanı ecdadımızın ‘yiğidi öldür, hakkını yeme’ dediği gibi düşmanları bile takdir eder. Bediüzzaman hazretleri de bu durumu ‘en kat’i fazilet odur ki, düşmanları dahi o faziletin tasdikine şehadet etsin’ sözleriyle doğrular. Görgü kurallarına uymayan insanlara toplum iyi gözle bakmaz. Görgüsüz, terbiyesiz veya edepsiz diye adlandırılan böyle bir kişi hakkında hiç kimse iyi konuşmaz, mümkün oldukça uzak durmaya çalışırlar, bir iş yapacağı zaman da kefil olmazlar, çünkü kendilerini mahcup edeceğini bilirler. Bu yüzden dünyada işleri rast gitmez, hayır dua almadıkları için işleri hep ters gider, başarısız olurlar, zarar ederler ve borca girerler.

İnsanların şehadetleri bu dünyada önemli olduğu gibi öbür dünyada da önemlidir. Çünkü Allah-u Teâla, insanların hakkında iyi söz söylediği bir kişiye azap etmez, insanların hoşnut olmadığı bir kişi ise Allah katında da makbul değildir ve azaba müstehak olur. Bu yüzden bir kişi ölüp cenaze namazı kılınmak üzere musallâ taşına konulduğunda imam efendi ‘bu cenazeyi nasıl bilirsiniz, haklarınızı helal ettiniz mi?’ diye sorar. Çoğu kişi usûlen iyi biliriz derler, ama önemli olan kalplerinden geçen sözlerdir. Allah bu cenazeye ona göre muamele yapar.

Bir gün peygamberimizin yanından bir cenaze geçti ve ve orada bulunanlar tarafından hayırla anıldı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz “Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu” buyurdu. Bir cenaze daha geçti, ama bu cenaze hazirun tarafından şerle anıldı. Bunun hakkında da Peygamberimiz (a.s.m.): “Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu” buyurdu. Hz.Ömer (r.a.), annem babam sana feda olsun! Bir cenaze geçirildi ve hayır ile tavsif edildi. Bunun üzerine: “Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu” dediniz. Bir cenaze daha geçirildi, o da şer ile tavsif edildi buna da: “Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu” buyurdunuz (Bunun sebebi nedir?) diye sordu. Allah Resulü (a.s.m) cevaben: “Hayırla andığınız kimseye Cennet vacip oldu. Şerle andığınız kimseye de Cehennem vacip oldu. (Çünkü) sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz” buyurdu.

Yukarıda zikrettiğimiz kuralların dışında dil bilgisi kuralları, ahlak kuralları, teknik kurallar(formül), mali kurallar vs. gibi daha birçok kural, dünya hayatını mesudâne, başarılı bir şekilde geçirebilmemiz ve ahirete açık alınla gidebilmemiz için konulmuştur. Şimdiye kadar bu kurallara az ya da çok uymayarak hayatta iyi bir izlenim bırakamamışsak, başarısız olmuşsak, borca girmişsek, insanları mağdur etmişsek, hiçbir şey için geç değildir. Zaman her şeyin ilacıdır ve geçmiş çabuk unutulur, her şey telafi edilebilir. En azından bundan sonra kendimize çeki düzen verip şimdiye kadar ihmal ettiklerimizi telafi yoluna gitmeli, iyi bir baba, iyi bir öğrenci, iyi bir işçi, iyi bir patron, iyi bir arkadaş, iyi bir kul, özetle iyi bir insan olmanın gayreti içinde olmamız gerekiyor. Bu hem insanların hayır duasını almamıza vesile olur, hem de iyi bir insan olma hususunda samimiyetimizi ortaya koyar, Allah’ın merhametini kazanmamızı sağlar. Borçlarımızdan kurtulmak için ettiğimiz dualar kabul olur ve yaptığımız çalışmalar başarıya ulaşır. Rabbim cümlemize iyi bir insan olmayı ve bir an evvel borçlarımızdan kurtulmayı nasip etsin.


Sunucu Sitenhazir.com