Borçla Mücadele Platformu
Giriş



Newsletter


Lists:



Action:

Ana Sayfa      Borçtan Korunmak      Vicdanınızın sesini dinleyin
Sayfayı YazdırSık kullanılanlara ekle
Vicdan, insanın bozulmamış yaratılışını ifade eder. Fıtratı bozulmamış bir insan vicdan sahibidir ve daima iyi şeyler yapar. Bir şeyin iyi veya kötü olduğuna Cenab-ı Allah karar verir. Allah Kur’an’da neyi emretmişse iyidir, neyi yasaklamışsa o da kötüdür. İşte vicdan iyiyle kötüyü ayırt edecek bir terazidir. İnsanın yaratılışı iyilik yönünde olduğundan, iyilik yaptığı ve doğru davranışlar sergilediği sürece vicdan rahattır. Fakat insan, yaratılışına aykırı olarak kötülük yaptığında, günah işlediğinde vicdan rahatsız olur, tepki verir, kötülüğe karşı insanı uyararak yaptığının yanlış olduğunu hatırlatır. Vicdan bunu yaparken insana sıkıntı verdiği için, yanlış yaptığımız işler sonucunda daima vicdan azabı çekeriz. Bu yönüyle vicdan insanı günahlara karşı koruyan bir kalkandır.
 
Arabalarda motorun ısınma derecesini gösteren hararet göstergesi bulunur ve motorun aşırı ısınıp yanmaması için sürücüyü uyarmak amacıyla konulmuştur. Hararet yükseldiğinde sürücü hemen motoru durdurup, gerekli önlemi alır, motoru soğutur. Ancak gösterge bozulduğunda sürücü hararetin yükseldiğini anlayamaz, motor aşırı ısınır ve bir süre sonra tamir edilemeyecek derecede bozulur. Bu motor artık hiçbir işe yaramaz, hurdaya çıkar.
 
Aynen bunun gibi, vicdan da insanı günahlara karşı uyaran bir göstergedir. Vicdanından rahatsız olan insan aklını başına alır, yaptığı kötülükten dolayı pişmanlık duyar, tevbe eder ve yaptığı haksızlıkları telafi etmeye çalışır. Eğer vicdan bozulursa hassasiyetini kaybeder, vicdanı bozulmuş olan insan ne kadar günah işlerse işlesin vicdanı artık ona azap vermez, o da kötülük yapmaya devam eder. En sonunda dinsizin hakkından imansız gelir, birisi musallat olur, dünyayı ondan kurtarır, cehenneme gönderir. Bu tip insanlar asla rahat döşeklerinde ölmezler, nasıl yaşamışlarsa o şekilde ölürler.
 
Israrla işlenen günahlar vicdanın bozulmasının en önemli sebebidir. İlk defa yalan söyleyen bir insan bundan çok rahatsız olur, yüzü kızarır, heyecanlanır, kalbi hızla çarpmaya başlar. Fakat bunu alışkanlık haline getirirse artık vicdan tepki vermez, yüzü kızarmak şöyle dursun kösele gibi olur, hiçbir şeyden etkilenmez. Bir Rus atasözü temiz bir vicdan kadar yumuşak bir yastık yoktur” der. İnsan başını yastığa koyduğunda vicdanının sesini dinlemeli, onun uyarısını dikkate almalı, çok geçmeden yaptığı kötülüğü telafi etmelidir. Vicdanını susturursa, hem bu dünyasını yokluk, zaruret, sıkıntı ve borç içerisinde geçirir, hem de öbür dünyada yaptıklarının bedelini yanarak öder.
 Vicdanla ilgili benim toplum içerisinde okuduğum ve utandığım için ağlayamadığım, ama vicdan sahibi herkesi ağlatacak ibretli bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum.

Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokakta ki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle… 

Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı rüyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı firlayıp: “Küçüüük!” diye seslendi. “Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!”
Çocuk, ona dönerek:”Gerçekten çok güzeller!” diye tebessüm etti, “Ama benim bir bacağım doğuştan eksik”.

“Bence önemli değil!” diye atıldı adam.”Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı.”

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

“Keske vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.”

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp “Anlayamadım!” dedi. Neden öyle olsun ki?”

“Çok basit!” dedi adam. “Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler…”

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek: “Baktığın ayakkabı, sana yakışır!” dedi. “Denemek ister misin?”

Çocuk, başını yanlara sallayıp: “Üzerinde 30 lira yazıyor” dedi,”Almam mümkün değil ki!”

“Indirim sezonunu senin için biraz öne alırım!” dedi adam, “Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.”

Çocuk biraz düşünüp: “Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!” dedi, “Onu kim alacak ki?”

“Amma yaptın ha!” diye güldü adam. “Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım.”

Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek: Üstelik de öğrencisin değil mi?” diye sordu.

“Ikiye gidiyorum!” diye atıldı çocuk, “Üçe geçtim sayılır.”

“Tamam işte!” dedi adam. “5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira o da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!”

Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. Içerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek: “Benim satış işlemim bitti!” dedi, “Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.”

“Şaka mı yapıyorsunuz?” diye kekeledi çocuk, “Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?”

“Sen çok cahil kalmışsın be arkadaş….” dedi adam, “Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.”

Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:”Bana göre 20 lira yeterli.” dedi.”Indirim mevsimini başlattınız ya!”

Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip “Babam haklıymış!” dedi. “Sakat olduğun için üzülmene hiç gerek yok, demişti.”

Çevremizde olan biteni görebileceğimiz vicdanlı, duyarlı insanlardan olmak dileğiyle…

Sunucu Sitenhazir.com