|
Mesai, okul,
alışveriş veya diğer bahanelerle evden ayrılan tüm aile fertleri akşama doğru
yorgun ve aç olarak eve dönmüş olurlar. Baba olarak mümkün olduğu kadar eve
elimiz boş gelmemeye çalışmalıyız. Evin ihtiyaçları alınırken, en ucuzundan
çikolata veya şekerle de olsa özellikle çocukların gönlü hoş tutulmalıdır. Bu
baba olmanın temel görevlerinden biridir, çocuklar daima yolunuzu gözler ve
elinize bakarlar. Onları hayal kırıklığına uğratırsanız, bir daha sizi
kapılarda karşılayacak kimseleri bulamazsınız.
Akşam ilk yapılacak faaliyet olan akşam yemeği sağlık yönünden değil, ama
sosyal yönden günün en önemli öğünlerinden biridir. Tüm aile fertlerinin aynı anda bir araya
toplanabildiği nadir anlardan biri olması sebebiyle çok iyi değerlendirilmesi
gereken bir vakittir. Akşam yemeğini televizyon olmayan bir odada, mümkünse
mutfakta yemek, hem yemek yerken konuşma sünnetini yerine getirmek, hem de gün
içerisinde yaşanılan günlük maceraları anlatarak paylaşmak, sohbet etmek için
güzel bir fırsattır. Sohbet ederek yenen akşam yemeğinde çocukların dertlerini
dinlemek, faydalı bilgiler anlatarak çocukları bilinçlendirmek, yemeğin
güzelliğini anlatarak ev hanımını tebrik ederek iltifat etmek aile bağlarını güçlendirmeye
yardımcı olur. Yemek yerken TV izlenmesi bu ortamın kutsallığını bozar,
televizyonu iyi görebilmek için daha sofraya oturmadan çıkan yer kavgası ile
başlayan tartışma sinirleri gerdiği için, en ufak şeylerden bile küskünlük
oluşmasına sebep olabilir.
Yemek duasını yapıp sofradan kalktıktan sonra
birlikte kitap okumak, sohbet etmek ebeveynler ve çocuklar için çok yararlı bir
uğraştır. Çocuklarınıza hayat hikayenizi, yaşadığınız zorlukları, nasıl
tanıştığınızı, nerede nasıl evlendiğinizi, düğününüzü anlatın veya
büyüklerinizden duyduğunuz hikayeleri anlatın. Ben çocukluk hatıralarımdan
ağabeyim ve kız kardeşimle beraber rahmetli babamdan dinlediğim hikayeler kadar
zevkli bir hatıra daha düşünemiyorum. Elektriğin köyümüze henüz gelmediği
yıllarda, gaz lambasının yarım yamalak aydınlattığı eski evimizin genel
maksatlı odasında, ocakta çatırdayarak yanan meşe kütüğüne doğru ayaklarımızı
uzatarak, dışarıda uluyan çakallar eşliğinde, alabildiğine bir merak ve
korkuyla babamdan dinlediğim hikayeler gizemini hala korumaya devam ediyor. O
hikayeleri çocuklarıma aktarmak benim kutsal vazifem olsa gerek.
Arada sırada onlar anlatsın, siz dinleyin.
Çocuklar özellikle okulda yeni öğrendikleri şeyleri anne babalarına ve
kardeşlerine anlatmaya bayılırlar. Anlattığı şeyi sizin bilmediğinizi zanneder
ve onu size öğreterek daha şimdiden ailesine faydalı bir iş yapmış olduğunu
düşünür. Eğer bilmiyormuş da ondan öğrenmiş gibi yapar ve iltifat ederseniz
bundan büyük keyif alır ve yeni şeyler öğrenip size anlatmak için can atar.
Gayet tabi bu okul başarısını arttıran önemli bir faktördür. Aile bağlarının
güçlenmesi, paylaşacak şeylerin çokluğuyla mümkündür. Ne kadar çok şey
paylaşırsanız aileniz o kadar güçlenecek, o kadar diri duracak ve mutlu
olacaktır. Ailenizi ihmal ettiğiniz zaman yanı başınızda bile olsalar, sizden
gittikçe uzaklaşırlar, bir an gelir tamamen kaybedersiniz. O zaman borçlarınızı
bitirseniz bile rahata ermeniz mümkün değildir, aradığınız huzuru bir daha hiç
bulamazsınız. Nitekim çevremizde ekonomik zorluklardan dolayı boşanmak zorunda
kalmış olan bir çok insanı görmek mümkündür. Ailenizi ihmal etmek için
borçlarınızı bahane etmeyin, onlar sizin alacaklınız değil.
Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki
oğlunu kapının önünde beklerken bulmuş. Çocuk babasına:
-Baba 1 saatte ne kadar para kazanıyorsun diye
sormuş. Zaten yorgun gelen adam:
-Bu senin işin değil diye yanıtlamış. Bunun
üzerine çocuk:
-Babacığım lütfen bilmek istiyorum diye yanıt
vermiş. Adam:
-İllaki bilmek istiyorsan 20 dolar diye yanıt
vermiş. Bunun üzerine çocuk:
-Peki bana 10 dolar borç verir misin diye
sormuş. Adam iyice sinirlenip:
-Benim, senin saçma oyuncaklarına veya benzeri
şeylerine ayıracak param yok. Hadi derhal odana git ve kapını kapat demiş.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapısını kapatmış. Adam sinirli sinirli bu çocuk
nasıl böyle şeylere cesaret eder demiş kendi kendine. Aradan bir saat geçtikten
sonra adam biraz daha sakinleşmiş ve çocuğa parayı neden istediğini bile
sormadığını düşünmüş. Yukarı çocuğun odasına çıkmış ve kapıyı açmış. Yatağında
olan çocuğa:
-Uyuyor musun diye sormuş. Çocuk:
-Hayır diye yanıtlamış.
-Al bakalım istediğin 10 doları; sana az önce
sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim demiş. Çocuk
sevinçle haykırmış:
– Teşekkürler babacığım. Yastığının altından
diğer buruşuk paraları çıkarmış, adamın suratına bakmış ve yavaşça paraları
saymış. Bunu gören adam iyice sinirlenerek:
-Paran olduğu halde neden benden para
istiyorsun, benim senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok demiş.
Çocuk:
-Ama yeterince yoktu demiş ve paraları babasına
uzatarak:
– İşte 20 dolar, 1 saatini bana ayırır mısın?
Borcumuz, sıkıntımız, derdimiz ne kadar fazla olursa olsun çocuğumuzu bu
çocuğun durumuna düşürmemek gerekiyor. Ona sizin paranız lazım değil, siz
lazımsınız, onu kendinizden mahrum etmeyin. Eve girdiğinizde borçları kapıda
bırakın, o stresi çocuklarınıza yaşatmayın. Onu sevdiğinizi söylemek,
verebileceğiniz en büyük hediyedir. Yoksa paranızı kaybederken sevginizi ve
diğer duygularınızı da yitirdiniz mi? |