Borçla Mücadele Platformu
Giriş



Newsletter


Lists:



Action:

Ana Sayfa      Borç Nedir?      Borç almanın kuralı vardır
Sayfayı YazdırSık kullanılanlara ekle
Borç almamak en iyisi, ama almak zorunda kaldığımızda usulüne uygun şekilde davranmak gerekir. Borç almanın usulü nedir? Cenab-ı Allah yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresi’nin 282. ayetinde borç almanın usulünü biz kullarına açıklamış ve borç alırken yapmamız gerekenleri emretmiştir. Cenab-ı Allah’ın bunu yapın diye söylediği her şey bir tavsiye değil, kesinlikle bir emirdir. Allah’ın emrettiği şekilde davranmayanlar günah işlemiş olur ve bu günahın bedelini daha dünyadayken çekerler. Usulüne göre borç almama günahının bedeli neden dünyada çekilir?

Allah’ın emirleri iki türlüdür.
1-Ahirete bakan emirler:
Cenab-ı Allah öldükten sonra sonsuza kadar yaşayacağımız ahiret yurdunda rahat ve selametli bir hayat sürebilmemiz için, bu dünyadayken namaz, oruç vs. gibi dini kitaplarda anlatılan bazı ibadetleri yapmamızı emretmiş ve bu emirleri yerine getiren kullarına; “ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de kalb-i beşere hutur etmiş”  diye tarif edilen, inanılmaz güzellikler ve zevkler diyarı olan cennette, dünyadaki eşiyle birlikte ebedi bir hayatı vadetmiştir. Buna mukâbil, bu emirleri yapmayan ve Allah’a karşı gelenleri de sonsuz azab yurdu cehenneme atacağını söylemiştir. Onsekizbin âlemin Rabbi ve feleklerin tek sahibi olan Allah(c.c.) asla vaadinden dönmez. Açıkça anlaşıldığı gibi Allah’ın ahirete bakan emirlerini yerine getirmenin veya karşı gelmenin mükâfatı ve cezası bu dünyada değil, ahirette verilecektir. Bu yüzden dinin direği olan namaz ve diğer ibadetleri yerine getirmeyip, haramlardan kaçınmayan, buna rağmen dünyada çok rahat bir yaşam sürenlere bakıp da aldanmayın.
 
2-Dünyaya bakan emirler:
Allah’ın bazı emirleri dünya hayatımızla ilgilidir. Bu tarz emirler dünya hayatımızı en güzel şekilde geçirmemiz ve dünyada rahat etmemiz içindir. Bunları hakkıyla yerine getiren kim olursa olsun (ister müslüman isterse ateist olsun) dünyada huzur içinde başarılı ve mutlu bir hayat sürer ve daha dünyadayken bu emirleri yerine getirmenin mükâfâtını alırlar. Bunun yanında ahirete bakan emirleri de yerine getirmişse ayrıca ahirette de ödül alırlar. Bu emirleri yerine getirmeyenler ise, (isterse sabahlara kadar namaz kılsınlar) daha bu dünyadayken Allah’a karşı gelmenin bedelini öderler. İşin en vahim olanı, özellikle dindar kişilerin dünya işlerinde Kur’anın emirlerine uymamaları nedeniyle uhrevi işlerinin de tehlikeye girmesidir.
 
Kur’an-ı Kerim’de borç alma verme ile ilgili emirler dünya hayatıyla ilgili olduğu için mükâfatı da, cezası da dünyada görülen emirlerdir. Borç alırken ve verirken usulüne uygun davranıldığında borç veren daha fazla olmak üzere, her iki taraf da sevap kazanır. Çünkü Allah’ın emrini yerine getirmiş olurlar.
 
Kur’ana göre borç almanın usulü şöyledir:
1-Borç karşılığında mutlaka senet verilmeli,
2-Senette borcun ödeme tarihi yazılmalı,
3-Borç miktarı tam olarak belirtilmeli,
4-En az iki erkek şahit veya bir erkek iki kadın şahit olmalı,
5-Herhangi bir ihtilaf çıktığında şahitler eğer hakemlik için çağırılırlarsa gelmekten kaçınmamalıdırlar.
 
Buna göre ödeme tarihi veya para miktarı belli olmayan açık senet vermek veya vermeye zorlamak kesinlikle günahtır. Şahitlerin de çağrıldığında hakemlik için gelmemesi veya taraf tutması, yani yalancı şahitlik yapması büyük bir günah olarak bildirilmiştir.
 
Bu usül, peşin alımlarda değil, veresiye mal alındığında veya elden borç alındığında kullanılır. Bu en sağlam, en adaletli ve kesin borç alma usulüdür. Bu şekilde hem borç veren, hem de borç alan korunmuş olur. Kur’anda emredilenin aksine davranmak kesinlikle günah olduğu gibi, sadece iki kişi arasında söze dayalı olan ve yazılı herhangi bir kanıtın veya şâhitin olmadığı borçlanmalarda bir çok anlaşmazlıklar olmakta, iki taraftan biri veya her iki taraf mağdur olmaktadır. Bazen bu anlaşmazlıklar çok ileri boyutlara varıp taraflardan birinin veya her iki tarafın ölümüne bile sebep olabilmektedir. Çünkü insan nisyandan yaratılmıştır, yani unutkanlık gibi bir zayıflığı vardır. Bazen yazılmayan borcun vadesi unutulur, biri bu ayın beşiydi der, diğeri öbür ayın beşiydi der. Bazen de borç miktarı bile unutulabildiği gibi, borcun geri ödenip ödenmediği bile unutulabilir. En kötüsü, borçlu tarafın borç aldığını inkâr edebilme ihtimali veya borcun vadesinden önce ölmesidir. Böyle durumlarda, Allah’ın emrine karşı gelerek yazmamak ve şahit tutmamak günahının yanında, sözünde durmamak, yalan söylemek, iftira etmek, hakaret etmek, sövmek, vurmak, kırmak, cinayet işlemek gibi çok daha büyük günahlara kapı açılır.
 
Bu durum ülkemizde ne yazık ki, toplumsal bir hastalık haline gelmiştir. Her gün basın ve medyada borç tartışması yüzünden çıkan kavga ve cinayet haberleriyle ruh sağlığımız bozuluyor. İşin en vahim tarafı, dindar olduğunu bildiğimiz insanların bile borca karşılık senet istendiğinde tepki göstermesi, “bunca yıllık dostuna güvenmiyor musun” şeklinde dargınlık göstermesi. Bu şekilde davranan bir insan bilmeli ki, aldığı borç karşılığında senet vermeyi reddetmesi Allah’ın emrine karşı gelmek anlamına geliyor. İnsanın yarına çıkmaya garantisi olmadığı için, borçlunun ölmesi durumunda alacaklının elinde alacağını ispatlayacak bir belge olması gerekir. Ölen borçlunun varisleri borcu kabul etmezlerse alacaklı mağdur olur. Borçlu olarak ölen kişinin borcu ödenmediği için de kabirde zincire vurulmuş olarak kıyamete kadar azap çeker. Allah cümlemizi bu duruma düşmekten muhafaza etsin.

Sunucu Sitenhazir.com