|
Borç almamak en
iyisi, ama almak zorunda kaldığımızda usulüne uygun şekilde davranmak
gerekir. Borç almanın usulü
nedir? Cenab-ı Allah
yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresi’nin 282.
ayetinde borç almanın usulünü biz kullarına açıklamış ve borç alırken
yapmamız gerekenleri emretmiştir. Cenab-ı Allah’ın bunu yapın diye
söylediği her şey bir tavsiye değil, kesinlikle bir emirdir. Allah’ın
emrettiği şekilde davranmayanlar günah işlemiş olur ve bu günahın
bedelini daha dünyadayken çekerler. Usulüne göre borç
almama günahının
bedeli neden dünyada çekilir?
Allah’ın emirleri
iki türlüdür.
1-Ahirete
bakan emirler:
Cenab-ı Allah
öldükten sonra sonsuza
kadar yaşayacağımız ahiret yurdunda rahat ve selametli bir hayat
sürebilmemiz için, bu dünyadayken namaz, oruç vs. gibi dini kitaplarda
anlatılan bazı ibadetleri yapmamızı emretmiş ve bu emirleri yerine
getiren kullarına; “ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de kalb-i beşere
hutur etmiş” diye tarif edilen, inanılmaz güzellikler ve
zevkler diyarı olan cennette, dünyadaki eşiyle birlikte ebedi bir hayatı
vadetmiştir. Buna mukâbil, bu emirleri yapmayan ve Allah’a karşı
gelenleri de sonsuz azab yurdu cehenneme atacağını söylemiştir.
Onsekizbin âlemin Rabbi ve feleklerin tek sahibi olan Allah(c.c.) asla
vaadinden dönmez. Açıkça anlaşıldığı gibi Allah’ın ahirete bakan
emirlerini yerine getirmenin veya karşı gelmenin mükâfatı ve cezası bu
dünyada değil, ahirette verilecektir. Bu yüzden dinin direği olan namaz
ve diğer ibadetleri yerine getirmeyip, haramlardan kaçınmayan, buna
rağmen dünyada çok rahat bir yaşam sürenlere bakıp da aldanmayın.
2-Dünyaya bakan
emirler:
Allah’ın bazı
emirleri dünya hayatımızla ilgilidir. Bu tarz emirler dünya hayatımızı
en güzel şekilde geçirmemiz ve dünyada rahat etmemiz içindir. Bunları
hakkıyla yerine getiren kim olursa olsun (ister müslüman isterse ateist
olsun) dünyada huzur içinde başarılı ve mutlu bir hayat sürer ve daha
dünyadayken bu emirleri yerine getirmenin mükâfâtını alırlar. Bunun
yanında ahirete bakan emirleri de yerine getirmişse ayrıca ahirette de
ödül alırlar. Bu emirleri yerine getirmeyenler ise, (isterse sabahlara
kadar namaz kılsınlar) daha bu dünyadayken Allah’a karşı gelmenin
bedelini öderler. İşin en vahim olanı, özellikle dindar kişilerin dünya
işlerinde Kur’anın emirlerine uymamaları nedeniyle uhrevi işlerinin de
tehlikeye girmesidir.
Kur’an-ı Kerim’de
borç alma verme ile
ilgili emirler dünya hayatıyla ilgili olduğu için mükâfatı da, cezası da
dünyada görülen emirlerdir. Borç alırken ve verirken usulüne uygun
davranıldığında borç veren daha fazla olmak üzere, her iki taraf da
sevap kazanır. Çünkü Allah’ın emrini yerine getirmiş olurlar.
Kur’ana
göre borç almanın usulü şöyledir:
1-Borç
karşılığında mutlaka senet
verilmeli,
2-Senette borcun
ödeme tarihi
yazılmalı,
3-Borç miktarı tam
olarak belirtilmeli,
4-En az iki erkek
şahit veya bir erkek iki kadın şahit olmalı,
5-Herhangi bir
ihtilaf çıktığında
şahitler eğer hakemlik için çağırılırlarsa gelmekten kaçınmamalıdırlar.
Buna göre ödeme
tarihi veya para miktarı belli olmayan açık senet vermek veya vermeye
zorlamak kesinlikle günahtır. Şahitlerin de çağrıldığında hakemlik için
gelmemesi veya taraf tutması, yani yalancı şahitlik yapması büyük bir
günah olarak bildirilmiştir.
Bu usül, peşin
alımlarda değil,
veresiye mal alındığında veya elden borç alındığında kullanılır. Bu en
sağlam, en adaletli ve kesin borç alma usulüdür. Bu şekilde hem borç
veren, hem de borç alan korunmuş olur. Kur’anda emredilenin aksine
davranmak kesinlikle günah olduğu gibi, sadece iki kişi arasında söze
dayalı olan ve yazılı herhangi bir kanıtın veya şâhitin olmadığı
borçlanmalarda bir çok anlaşmazlıklar olmakta, iki taraftan biri veya
her iki taraf mağdur olmaktadır. Bazen bu anlaşmazlıklar çok ileri
boyutlara varıp taraflardan birinin veya her iki tarafın ölümüne bile
sebep olabilmektedir. Çünkü insan nisyandan yaratılmıştır, yani
unutkanlık gibi bir zayıflığı vardır. Bazen yazılmayan borcun vadesi
unutulur, biri bu ayın beşiydi der, diğeri öbür ayın beşiydi der. Bazen
de borç miktarı bile unutulabildiği gibi, borcun geri ödenip ödenmediği
bile unutulabilir. En kötüsü, borçlu tarafın borç aldığını inkâr
edebilme ihtimali veya borcun vadesinden önce ölmesidir. Böyle
durumlarda, Allah’ın emrine karşı gelerek yazmamak ve şahit tutmamak
günahının yanında, sözünde durmamak, yalan söylemek, iftira etmek,
hakaret etmek, sövmek, vurmak, kırmak, cinayet işlemek gibi çok daha
büyük günahlara kapı açılır.
Bu durum
ülkemizde ne yazık ki,
toplumsal bir hastalık haline gelmiştir. Her gün basın ve medyada borç
tartışması yüzünden çıkan kavga ve cinayet haberleriyle ruh sağlığımız
bozuluyor. İşin en vahim tarafı, dindar olduğunu bildiğimiz insanların
bile borca karşılık senet istendiğinde tepki göstermesi, “bunca yıllık
dostuna güvenmiyor musun” şeklinde dargınlık göstermesi. Bu şekilde
davranan bir insan bilmeli ki, aldığı borç karşılığında senet vermeyi
reddetmesi Allah’ın emrine karşı gelmek anlamına geliyor. İnsanın yarına
çıkmaya garantisi olmadığı için, borçlunun ölmesi durumunda alacaklının
elinde alacağını ispatlayacak bir belge olması gerekir. Ölen borçlunun
varisleri borcu kabul etmezlerse alacaklı mağdur olur. Borçlu olarak
ölen kişinin borcu ödenmediği için de kabirde zincire vurulmuş olarak
kıyamete kadar azap çeker. Allah cümlemizi bu duruma düşmekten muhafaza
etsin.
|