|
Yanlış anlaşılmasın borcun
kendisi elbette günah değildir, hatta borç vermenin sevabı, sadaka
vermekten iki kat daha fazladır. Kendisi günah olmasa da borç bir çok
günahlara kapı aralıyor, adeta davetiye çıkartıyor. Peygamber
efendimizin hadislerinde; Allah katında, günah-ı kebire denilen şirk,
anaya babaya isyan, içki, kumar, zina, adam öldürmek ve dine sonradan
katılan, dine zarar veren davranışlar gibi günahlardan sonra, insanın
beraberinde getirebileceği en büyük günahlardan biri de, kişinin
ödenecek karşılık bırakmadan üzerinde borç olduğu halde ölmesi olduğu
anlatılmaktadır. Gözünü kırpmadan, sonunu düşünmeden çok rahat bir
şekilde borca giren insanlar bu durumu asla akıllarından
çıkarmamalıdırlar. Peki borç yapmak ve karşılık bırakmadan ölmek neden
günahları da beraberinde getiriyor. Öncelikle kişi üzerinde kul hakkı
olduğu halde bu dünyadan göçüyor. Halbuki, Cenab-ı Allah kul hakkıyla
karşıma çıkmayın buyuruyor. Bir kişinin karşılığı olmayan bir borçlanma
yapıp ödeyemeden ölmesi, geride kalanlar tarafından da bu borcun
ödenmemesi anlamına geliyor ki, bu da kul hakkının borçlunun üzerinde
kalması demek. Bu durumda ölen kişilerin borçları ödeninceye kadar
zincire vurulmuş olarak kabirde azap çekeceklerini hadislerden
öğreniyoruz.
Karşılığı olmadan borçlanmanın diğer bir anlamı
da, Allah’ın hükmüne karşı gelmek demektir. Çünkü bir insanın yarın
yaşayıp yaşamayacağı belli değilken, yıllar sonrasına borçlanan insan
neyine güvenmektedir. Bu, Allah’ın bütün nefisler ölümü tadacaktır
hükmünü ve ölümü ömrün içerisine gizleme hikmetini hafife almak, diğer
bir deyişle kaale almamaktır. Sonsuz izzet ve celal sahibi olan Allah
kulun bu pervasızlığını elbette cezasız bırakmaz. Nitekim bırakmıyor,
Allah’u Teâla ceza amelin cinsindendir hükmü uyarınca, sen misin kendine
güvenen, benim kurallarımı hiçe sayan, al o zaman istediğini diyerek
daha bu dünyada borçluya cezasını veriyor.
Borcun kişiye
günah yazılmasına yol açmasının önemli bir sebebi de borçlunun
kendisiyle alakalıdır. Çünkü ağır borç yükü, insanın psikolojisini ve
bedensel sağlığını bozmakla kalmaz, kişiliği üzerinde de ciddi
tahribatlar yapar. Borçlu bile kendini tanıyamaz olur, kendisinden
beklenmeyen, kendisinin de onaylamadığı ve hoşlanmadığı sözleri
söylemeye ve davranışları sergilemeye başlar. Bütün bunları borçluya
yaptıran borç ve laftan anlamayan alacaklılardır. Meselâ, alacaklı
parasını istediği zaman şimdi imkânım yok sonra vereyim dersiniz, bu
sefer sizden kesin tarih ve hatta saat ister. Gerçekten ödeyebileceğiniz
çok ileri bir tarih söylediğinizde bunu kabul etmez, sizi daha erken
vermeye zorlar. Bu sefer veremeyeceğinizi bile bile, belki Allah gökten
zembille indirir diye ümit ederek daha erken bir tarih söylemek zorunda
kalırsınız. Bu yalandır, yalan ise büyük günahlardandır. Söylediğiniz
tarih çok çabuk gelir ve sizin de bildiğiniz gibi borcu ödeyemezsiniz.
Bu durumda söz verip tutmamış olursunuz ki, bu da büyük günahlardandır,
hatta münafıklık alâmeti olduğu söylenmektedir.
Borcun ödenmesi
geciktikçe alacaklı taraf da mağdur olur, hakkını yemiş olursunuz.
Böylece zulmetmiş olursunuz, mazlumun âhını alırsınız, gece gündüz size
beddua eder. Bundan dolayı da bir türlü işiniz rast gitmez, çorbada
dişiniz kırılır. Günah içinde günah. Daha saymaya gerek var mı? Bir
şekilde öderiz deyip, göz göre göre kendini borca girenler aklını başına
almalı, borçtan ateşten, taundan kaçar gibi kaçmalıdır. Çünkü bir
şekilde ödeyemezse kendini hem bu dünyada, hem de öbür dünyada ateşe
atmış olur.
|