|
Bir
koyun sürüsü yaylada otlarken, koyunlardan birinin gözü yakınlardaki
bir buğday tarlasına takılmış. Baharın gelmesiyle daha yeni filizlenmiş
yemyeşil buğdayların mis gibi kokusu metrelerce öteden duyuluyor, adeta
burnunun direklerini sızlatıyormuş. Koyun bu taze ekinleri yemek için
karşı konulmaz bir istek duyuyormuş. Bir an çobanın varlığını unutan
koyun ekin tarlasına doğru yürümeye başlamış, tabii sürü de peşi sıra
yürümüş. Durumu gören çoban koyunun anlayacağı dilden seslenip gitmemesi
için birkaç kez uyarmış, fakat koyun tınmamış, gitmeye devam etmiş.
Bunun üzerine çoban oturduğu yerden kalkmadan eline aldığı bir taşı en
önde giden koyuna fırlatmış. İsabet alan koyunun çok fena canı yanmış,
ama aklı da başına gelmiş. Anlamış ki, onun her türlü ihtiyacını temin
eden ve iyiliğini isteyen çoban o tarafa gitmesine razı değildir.
Yaptığı hatayı anlayarak hemen geri dönmüş, sürü de onu takip etmiş.
Bazen
insan da bilerek veya bilmeyerek dünyanın karşı konulması zor olan
cazibesine kapılarak nefsine uyar ve helal dairesinden uzaklaşarak
haddini aşar, Allah’ın yasakladığı fiilleri işlemeye kalkar. Böyle
durumlarda yarattığı kullarının her ihtiyacını bilen ve en güzel şekilde
yerine getiren Rabbimiz kaderden musibet taşları göndererek kulunu
uyarır, suçun büyüklüğüne göre büyük veya küçük taşlarla canını yakar.
Bu taşa, yani musibete maruz kalan kişi derhal aklını başına toplamalı,
gittiği yolun yanlış olduğunu anlamalı ve doğru yolu bulmalıdır. Kendi
hatası sebebiyle musibete maruz kalan insan hatasında ısrar eder,
hatasından dolayı pişman olmayıp inadına günah işlemeye devam ederse,
doğru yolu buluncaya kadar kaderden taşlar gelmeye devam eder. Haddini
aşmada insan bazen o kadar ileri gider ki, cezası bu dünyada
verilemeyecek kadar büyük olur.
Küçük suçların küçük mahkemelerde, büyük
suçların da büyük mahkemelerde cezasının verildiği gibi, bu insanların
suçlarının büyüklüğü sebebiyle Allah dünyada cezalandırmaz, ahirette
kurulacak büyük mahkemeye bırakır. Bu yüzden bazı insanlar görürüz ki;
her türlü kötülüğü işledikleri halde her işleri rast gider, tabiri
caizse bir eli yağda, bir eli balda olurlar.
Cenab-ı Allah
bunların ufak tefek iyilikleri varsa karşılığını bu dünyada verir ki,
öbür dünyaya kalmasın. Sevdiği kullarının da cezalarını bu dünyada verir
ki, ahirette daha ağır cezaya maruz kalmasın. O yüzden dert, bela,
hastalık ve musibetlerin en kötüsü, kabir azabının dünya versiyonu olan
borç başımızdan hiç eksik olmuyorsa, kendimizi ciddi biçimde sorgulayıp,
yaptığımız hatalardan ve işlediğimiz günahlardan pişman olarak bir daha
yapmamaya gayret etmeliyiz. Yoksa vay halimize!
|