Şüphesiz
ki; sizi biraz korku, açlık, mal, can ve ürün eksikliğiyle imtihan
edeceğiz. Sabredenlere müjdele!(Bakara Süresi 155. ayet)
Tefsirlerden
öğrendiğimize göre Cenab-ı Allah insanı yaratmadan çok uzun yıllar önce
kâinatı sonsuz kudret ve sanatıyla en güzel şekilde yarattı. Bir
ressamın yaptığı eseri bitirdikten sonra karşısına geçip seyrederek önce
kendisinin beğenmesi, sonra da başkalarının da beğenerek tebrik
etmeleri için sergilemesi gibi, Allah-u Tealâ da yarattığı eseri önce
kendisi seyretti ve çok beğendi. Daha sonra başkalarının da görüp
beğenmesi ve güzelliğini takdir ederek; “Maşallah, Barekallah, Allah ne
güzel yaratmış” demeleri için melekleri, cinleri ve insanları yarattı.
İlk olarak Hz.Adem’i, daha sonra da Havva anamızı yaratarak ikisini
cennete, yani insanoğlunun esas vatanına yerleştirdi. Ancak Rabbimiz
cenneti iyiler, cehennemi de kötüler için yaratmıştı. Hz.Adem ve Havva
cennette kalsaydılar, insan ırkı orada çoğalacak ve iyilerle birlikte
kötüler de cennette kalmış olacaktı. O halde iyilerle kötüleri
birbirinden ayırmak için bir imtihan yapmalı, dersini iyi çalışıp bu
imtihandan başarılı olanları, yani emirlerini yerine getirip,
yasaklarından kaçınanları cennete, diğerlerini de hak ettikleri
cehenneme göndermeliydi. Bu amaçla dünyayı bir imtihan meydanı olarak
yarattı ve cennette iken şeytana uyup yasak meyveden yiyen Adem babamızı
ve Havva anamızı cennetten çıkararak dünyanın ayrı bölgelerine
gönderdi, uzun yıllar süren bir pişmanlık ve tevbe döneminden sonra
affederek onları birleştirdi. Bundan sonra insanlar hızla çoğalarak
dünyayı doldurmaya, yeryüzünde amaçsızca dolaşarak mücadele etmeye
başladılar.
İnsanı dünyaya tertemiz ve günahsız olarak,
iyilik fıtratı üzerine gönderen Allah, yeryüzündeki her şeyi insanın
emrine vermiş, hayvanlara vermediği akıl nimetini bahşetmişti. Bu nimete
hakkını veren ve yerinde kullanan insanlar; “neciyim, nereden
geliyorum, nereye gidiyorum” gibi sorular sormaya başladılar. Çünkü
hayvanlar gibi başıboş olamazlardı, onlardan çok farklıydılar, burada
bulunmalarının bir amacı olmalıydı. Cenab-ı Hak bu soruların cevabını
vermesi ve Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara anlatması için
Hz.Adem’i aynı zamanda ilk peygamber olarak görevlendirmişti. O da son
Peygamber olan Hz.Muhammed (A.S.M.) efendimiz ve onunla
kendisi arasında gelen 124 bin peygamberin yaptığı gibi misyonunu en
güzel şekilde yerine getirdi. İnsanın bir yolcu olduğunu; yolculuğun ise
ruhlar aleminden başlayıp, anne karnından, dünyadan, ölüler ülkesinden,
mahşer meydanından sonsuzluğa uzandığını, esas memleketin cennet
olduğunu, bu yolculuktan hiç kimsenin kaçamayacağını, bu dünyanın bir
sınav yeri olup, itaat edenlerin ödüllendirileceğini, ama isyan
edenlerin de cezalandırılacağını 1000 seneye yakın bir süre boyunca
anlattı durdu. Bazıları onu dinlediler, Allah’ın insanı denemek için
verdiği korku, açlık, hastalık, malların eksilmesi gibi bela ve
musibetlere sabrederek, ne olursa olsun daima şükrettiler, sonunda da
hem bu dünyada hem de sonsuzluk ülkesinde mükafâta kavuştular. Bir kısmı
ise dinlemediler, belalara sabretmeyip, Allah’ı suçladılar, O’na isyan
ederek adeta savaş açtılar. En sonunda hem bu dünyada rezil oldular, hem
de öbür alemde yaptıklarının cezasını çektiler, aldananlardan oldular.
İşte sevgili kardeşlerim! Başımıza kendi hatalarımız yüzünden gelen bu borç musibeti de, Allah’ın bizi denemek için vermiş olduğu bir imtihan vesilesidir. Aldananlardan olmak istemiyorsak, bu belaya
karşı sabretmeli, bu musibetin kendi yaptıklarımızın sonucu olduğunu
kabullenip pişman olmalı, niye benim başıma geldi diye feryadü figan
ederek Allah’ı suçlamamalıyız. Ne kadar borca batmış
olursak olalım, bizden daha kötü durumda olanların bulunduğunu bilerek
daima halimize şükretmeli, bizi bu beladan kurtarması için Rabbimize
yalvarmalıyız. Bunu yaptığımızda bu dünyada borçtan kurtulacağımız gibi,
öbür dünyada da mükafatını alırız inşallah.
|