 |
|
|
|
|
|
Borçlu
kendini kandırmayı çok iyi becerir ve aslında bu bir nevi savunma
mekanizmasıdır. Eğer bir kişi uzun zamandır borçlu ise ve bir türlü borçlarını ödeyemiyorsa, o borçlunun kendisi hakkında bilmediği veya
bilse de bilmek istemediği bir gerçek vardır. Ona borcunun ne kadar
olduğunu sorduğunuzda, size tahmini bir rakam, muhtemelen de yarısını
söyleyecektir. Gerçek miktarı aslında borçlunun kendisi de tam olarak
bilmez. Çünkü borçlar stabil (durağan) değildir, devamlı çoğalma
eğilimindedir. Bu durumdaki bir borçlu borcunun kendisinin bildiği
miktardan daha fazla olduğunu bilmelidir. Borcunun
ne kadar olduğunu bildiğini zanneden bir borçlu kalemi kağıdı eline
alıp yazmaya başladığında borcunun kendi bildiğinden neredeyse 2 kat
daha fazla olduğunu görecektir.
Bunun
nedeni aslında yazının başında söylediğimiz gibi biraz psikolojiktir.
Sürekli olarak alacaklılardan ve kendi çevresinden gelen maddi ve manevi
baskılara maruz kalan borçlunun beyni bu ağır yükü kaldırabilmek ve bir
nebze olsun hafifletebilmek için bir savunma mekanizması geliştirir.
Aslında ödenemeyecek bir borcu olmadığını düşünür ve öyle inanmak ister.
Bu nedenle bazı borçları, özellikle en yakınında bulunan ve kendisini
sıkıştırmayacak kişilere olan borçlarını, bakkala kasaba olan
borçlarını, uzun zamandır ödeyemediği telefon, elektrik, su ve diğer
faturalar vs. borçları borçtan saymaz. Daha doğrusu binlerce lira borca
alışmış biri için 150 liralık telefon borcu veya 400 liralık elektrik
borcu devede kulaktır ve ona göre borç bile sayılmaz. Borçtan saymaz,
ama yine de ödeyemez. Bununla birlikte borçları ödemek için bankadan
çektiği krediyi veya kredi kartına taksitle aldığı ve bozdurduğu altın,
döviz vs. borcunu da borçtan saymaz.
Bu insan beyninin kendini koruma davranışının bir sonucudur. Kendini
kandırdığını bile bile bu yaklaşımı sürdürür. Bu savunmayı
geliştiremeyen ve borçlarını hiçbir şekilde ödeyemeyeceğini düşünenler
ne yazık ki, hayatına son vermeyi seçebiliyorlar. Beyin
kendisini kandırarak sağlığını koruyor ama, borçlu da tam burada çok
büyük bir yanılgıya düşmektedir. Çünkü borçtan bile saymadığı bu ufak
tefek ve bir süredir ödenmemiş borçları topladığı zaman neredeyse esas
borç saydığı miktara yakın olduğunu, belki de geçtiğini görecektir.
Durun daha bitmedi. Bu borçtan sayılmayan ufak tefek
borçları(faturaları) ödemeye gittiği zaman eğer üzerinden epey bir zaman
geçtiyse tahmin edilen borcun iki katı kadar para götürmek gerekiyor.
Çünkü zaman içerisinde borca faiz işlemiş ve anaparadan daha fazla faiz
borcu çıkmıştır. Hele bir de icra takibi başlamışsa borç tam 4 katına
çıkmıştır.
Bu
sebeple borçlu, hesaba bile katmadığı ufak tefek borçları ciddiye
almalı, eline geçen küçük paralarla bu küçük borçları ödeme gayreti
içerisinde olmalıdır. Çünkü, faizin büyüğü küçüğü olmaz. Çoğu haram olan
bir şeyin azı da haramdır. Hadi büyük borçlara gücü
yetmiyor ve isteğinin dışında borcuna faiz ekleniyor. Gücü yettiği halde
küçük borçlara da faiz işlemesine göz yummak, samimiyetsiz olduğumuzu
gösterir ve faize bulaştığımız için yaptığımız tevbelerin kabul
edilmemesine neden olur. O halde yarından tezi yok, varsa ödenmemiş
fatura vs. küçük borçların peşine düşüp ödemeye gayret etmeli, bir daha
da geciktirmeyerek faizden olabildiğince uzak durmalıyız.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|