|
Yalancı çoban hikâyesini çoğunuz
duymuşsunuzdur: Çobanın biri köye yakın bir dağın yamacına çıkmış
yetişin komşulaaaar, yetişin! sürüye kurt saldırdı diye avazı çıktığı
kadar bağırıyormuş. Tabii onu duyan köylüler, ellerine ne geçirdilerse
kazma kürek dağa çobanın yardımına koşmuşlar. Kan ter içinde dağa
vardıklarında bir de ne görsünler, sürüye kurt dadandığı filan yok,
bizim çoban da gülmekten kendini yerlere atıyor. Meğerse çobanın canı
biraz eğlenmek istemiş, bu yüzden köylülere yalan söylemiş. Köylüler bu
işe fena bozulmuşlar, söylene söylene geri dönmüşler. Çobansa yaptığı
şakayı çok beğenmiş, saatlerce gülmüş.
Aradan biraz zaman geçmiş, olay
unutulmuş, köylülerin siniri yatışmış. Derken bir gün dağdan yine
çobanın feryat eden sesi yankılanmaya başlamış. Yine aynı şekilde
bağırıyormuş; yetişin komşular sürüye kurt girdi. Köylüler yine kazma
kürek dağa koşmuşlar, ama manzara yine aynıymış. Sürü kendi halinde
yayılmış otluyor, çoban da gülmekten kırılıyormuş. Köylüler bu defa
biraz daha kızmışlar ama, kızgınlıkları kendilerineymiş. İkinci kez
çobanın oyununa geldikleri için hayıflanmışlar. Ama yapılacak bir şey
yokmuş, geldikleri gibi geri dönmüşler.
Aradan yine zaman geçmiş, bu
hadise de unutulmuş, köylülerin kızgınlıkları geçmiş. Çoban her zaman
olduğu gibi koyunları dağa otlatmaya götürüp akşam getiriyormuş. Bir gün
beklenmedik bir şey olmuş ve bu sefer gerçekten sürüye kurt girmiş.
Çoban hemen köye taraf dönüp sürüye kurt girdi koşun diye avazı çıktığı
kadar bağırmaya başlamış. Ama köylü bu sefer temkinli imiş, ne kadar
bağırıp çağırsa da bu kez çobanın oyununa gelmemeye niyetliymişler.
Çoban yalvarmış yakarmış, yemin billah etmiş, ama nafile. Kimseyi
inandıramamış. Kurtlar sürüyü tamamen telef etmişler. Çoban da
yalancılığın bedelini çok ağır ödemiş.
Teşbihte hata olmaz, borçlu insan yalancı
çobanı da geçmiştir. Mali durumu bozulmaya başlayan kişi durumunu
düzeltmek için çareler düşünmeye başlar. İşin kötüye gittiğini fark
etmiştir, yavaş yavaş bazı giderlerini karşılamakta zorlanmaya başlar.
Bütçe her ay açık vermeye başlar, ancak, özellikle bu kişi ticaretle
uğraşıyorsa bir müddet sonra işlerin düzelmeye başlayacağını ümit ederek
direnmeye devam eder. Bu durumu körükleyen esnafın kendi aralarında
söylediği şöyle bir söz vardır: Gün var ayı besler, ay var günü
beslemez. Bu söz doğrudur, ama her ay açık veren, yani gideri gelirinden
fazla olan kişi bunu nereden karşılayacak ve ne zamana kadar bu böyle
devam edecek?
Kişi çok zor bir sınavla karşı karşıya kalmıştır. Bu
sınavı başaran, soruları doğru cevaplayan batmaktan kurtulur. Hiç
kendine bu soruları sormadan, işin nerelere varabileceğini tahmin edemez
ve maalesef, tabirimi hoş görün aynen gümler. Önce eş dosttan ufak ufak
borç alarak açıklarını kapatmaya çalışır. Başlangıçta kısa vadelerle
aldığı borçlarını zamanında öder. Nasıl öder? Aliden alıp, Veliye
vererek. Zaman geçtikçe hala açık vermeye devam ediyor ve düzeltmek için
uğraşıyorsa borç katlanmaya başlar. Masraflarını karşılamak için
sürekli borç bulmak zorunda olduğundan, gün gelir çark dönmez olur.
Aldığı borçları geciktirmeye başlar. Herkesin de kendine göre bir hesabı
olduğundan bu defa borç veren kişiler mağdur olmaya başlar. Çünkü
kendisinden borç istendiğinde bir süre sonra kullanacağı ve o an lazım
olmayan bir para vardır ve kıramadığı dostuna bu parayı verir. Lazım
olduğunda bu parayı alamazsa haliyle mağdur olacak ve bir daha borç
vermemeye yemin edecektir.
İşi kötü giden kişi hala düzeltmekte ısrar
eder ve zarar etmeye devam ederse, borç alıp ta ödeyemediği insanların
sayısı çoğalır. Sonuçta insanların güvenini kaybeder. Tam da bu noktada
sıfırı tükettiğinin resmidir. Çünkü kaybedilen parayı geri kazanmak
kolaydır, ama insanların güvenini bir kere kaybetmişseniz tekrar
kazanmanız çok zordur. Bu durumu, dünyanın en kaliteli beyaz eşya
markalarından birini üreten Alman işadamı BOSCH, şu veciz sözüyle
anlatır: "İnsanların güvenini kaybetmektense, para kaybetmeyi tercih
ederim
|